Solo -Maxxing: Yalnızlığı Övmek mi?

“Herkesin kafası çok karışık.”

Birileri “Yalnız kal, kendini sev,” diyor; diğeri “Sosyalleş.” Biri “Sabah 5’te kalk,” diğeri “Anı yaşa,” diyor. Evlen, kariyer yap, ilişkini bırak, hayatının aşkını bul… Hepsi aynı anda, freni patlamış bir kamyon gibi üzerimize geliyor. Kendi hayatlarında dengeyi yakalayamamış yüzlerce fenomenin tavsiyeleri arasında, kendi sesimizi nasıl duyacağız?

Yeni dünyanın mutsuz insanlarını; olaylara ve insanlara yükledikleri anlamlar yoruyor. Kendinizi bu kadar ciddiye almayı bırakın. Her zaman iyi hissetmek zorunda değilsiniz. Bazen acı çekmeye, kaygılanmaya, başarısız olmaya ve hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan öylece kalmaya izin verin. Bir salın kendinizi. Robot değiliz, hayat da bir performans sanatı değil; insan olmak bazen dağılmayı, sonra da toparlanıp devam etmeyi gerektirir.

İhsan Oktay Anar’ın ilham verici sözü gibi:

”Kusurlarım benim imzamdır, bir ismim olduğu müddetçe bir kusurum da olacaktır.”

Trend mi?

“Love bombing”, “ghosting”, “breadcrumbing”… Son yıllarda hayatımıza giren bu kavramlara bir yenisi daha eklendi: “Solo Maxxing”.

Bu kavram; kişinin hayatını romantik bir ilişki, evlilik veya sosyal bir beraberlik aramadan; tamamen kendi kişisel gelişimine, hobilerine, kariyerine ve iç huzuruna odaklayarak yaşaması anlamına geliyor.

  • Tek başına yaşamayı benimsemek,
  • Kendi hedeflerine odaklanmak,
  • İlişki peşinde koşmamak,
  • Yalnızlığı bir eksiklik değil, bilinçli bir tercih olarak görmek.

İnsanlık yalnız kalmayı, kendi başına yetebilmeyi ve kendisiyle vakit geçirebilmeyi çok daha önce biliyordu. Yeni olan, buna yeni bir isim vermemiz…

Yeteri kadar gürültü var zaten; ben de o gürültünün bir parçası olmak istemiyorum. Uzun zamandır sosyal medyadaki genelgeçer tavsiyeleri hayatıma empoze etmemeye çalışıyorum. Gerçek anlamda farklı bir bakış açısına ihtiyaç duyduğumda pusulam; Nietzsche’nin yalnızlığı yaratıcı bir güç olarak ele alması, Jung’un bireyselleşme kuramı ve Irvin Yalom’un varoluşsal yalnızlık üzerine yazdıkları oluyor.

“Solo Maxxing” güzel bir bakış açısı. Hatta bence birçok açıdan oldukça kıymetli.

Ancak tek başına yeterli olmuyor işte…

Hayatında seni tüketen, mutsuz eden, toksik bir ilişkin varsa yalnız kalmamak için ona tutunmamanı söylüyor. Tam da bu noktada devreye giriyor; “Kendine dön, üret, tek başına seyahate çık, olmuyorsa zorlama; elinde ne varsa onu parlat,” diyor. Tek başına da mutlu olabilirsin.

Madalyonun diğer yüzü ise şu: Sağlıklı bir ilişkin, huzurlu bir evliliğin varsa, emek verilerek kurulmuş bir hayatı sırf özgür olmak adına heba etme. Seçenek bolluğuna aldanma, o kadar zamanın yok. Her yeni ihtimal, elindekinden vazgeçmek için bir sebep değildir. “Yalnız kal, özgür ol,” demiyor; gerçekten değerli olanı korumanın da bir seçim olduğunu söylüyor.


“Nietzsche de Jung da yalnızlığı kutsayın,” demez. Başkalarıyla sağlıklı bir bağ kurabilmek için önce kendinle sağlam bir bağ kurman gerektiğini anlatırlar.

Yalom ise bunu varoluşsal yalnızlık üzerinden açıklar. Önce yalnızlığımızı fark edip sonra onu kabul ettiğimizde; başkalarını bizi kurtaracak ya da içimizdeki boşluğu dolduracak kişiler olarak görmeyiz. Bir anlamda kendi kendine yetebilen birer birey oluruz. İşte böyle iki insan karşılaştığında, gerçek anlamda sağlıklı bir ilişki kurma ihtimali doğar.

Bilinçli olarak seçilmiş yalnızlıklar vardır; insan bazen ruhunu korumak için geri çekilir. Bazen bu geri çekilme gönüllüdür; en güzelidir, çünkü seçilmiştir. Bazen de mecburiyettir; tutacak bir el, gidecek bir yol, dönecek bir ev yoktur. İşte o zaman yalnızlık özgürlük değil; bir ağırlık, bir sıkıntıdır.

Ps: Buraya vurucu bir final cümlesi gelmeliydi; bu defa gelemedi. :))

Bu yazıyı paylaş

“Solo -Maxxing: Yalnızlığı Övmek mi?” için 17 yorum

  1. Hayatımda pek çok şey yolunda gibi görünüyor. İşimde başarılıyım, arkadaş çevrem geniş, insanlar beni seviyor. Ama yine de içimde tarif edemediğim bir eksiklik hissi var. Sanki ne yaparsam yapayım dolmayan bir boşluk.

    1. Ne şanslısın. Binlerce insanın hayalini kurduğu her şeye sahipsin. Şikayet etmeyi bıraktığında, sahip oldukların tekrar görünmeye başlar.

  2. Nietzsche’yi, Schopenhauer’i, Yalom’u sayende tanıdık. Ama onları bize anlatan kişiyi hâlâ tanımıyoruz. Eminim yazılarınız kadar ilgi çekici olur.

  3. Bakış açınızı doğru buldum. Solo maxing’i yalnız kal, özgür ol, kendine odaklan gibi kolay tüketilen bir slogana indirgememeniz güzel. Çünkü bence kavramın özü yalnızlığı seçmekten çok, bir ilişki içinde olsan bile kendi hayatını kaybetmemek. İnsanların bunu “ilişkisizlik = özgürlük” şeklinde okuması, kavramın asıl nüansını biraz ıskalıyor. Yazıda bunu fark ettirmek istemeniz güzel, ancak biraz yüzeysel kalmış.

  4. 6 yıl olmuş:))
    Leonardo da Vİnci siparİş verilen kent meydanına dikilecek heykelin kalıbını 10 senede çıkartmış heykeli yapmadan proje değişmiş. Dolayısıyla heykel iptal olmuş. Yakın çevresi üzülmüş ,emek çok tabii ,yaa napıyorsun sen demişler. Umru olmamış, Çünkü adam neticede değil , yolda….

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yukarı Çık