“Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben hep daha az kullanılanı seçtim. Hayatımdaki tüm farkı bu yarattı.”
(Ölü Ozanlar Derneği)
Sahip olduğumuz en değerli şeyin zaman olduğunu sanıyordum. Anladım ki aslında sınırlı olan zamanın kendisi amansızca akarken, asıl tükenen şey enerjiymiş. Bunu fark ettiğim andan itibaren; bana katkısı bulunmayan, beni aşağı çeken insanlardan, mekanlardan ve işlerden tüm enerjimi bir çırpıda çektim.
“LIFE IS SHORT, WHY NOT MAKE A SPLASH?”
Uzun uzun araştırdım, inceledim, arkadaşlarıma danıştım. Türkiye’deki hemen hemen tüm kite sörf okulları ile görüştüm. Sonunda kendi adıma en doğrusu olduğuna karar verdiğim, Akyaka Gökova’da bulunan kite okuluna kayıt oldum (Kiteboard Gökova / By BtcTürk). Yedi günde amatör eğitim programına geçiliyormuş. Hedefim bu sporu A’dan Z’ye öğrenip dünyanın diğer ucunda, Zanzibar sahillerinde, açık denizde sörf yapabilmek.
“Kiteboarding benim meditasyonum oldu; sadece anı yaşıyorum ve inanılmaz keyif alıyorum.”
Öncelikle bu iş başkasının zoruyla olmaz; gerçekten keyif almanız ve tutkuyla istemeniz çok çok önemli. Tamamen konsantre olmak da aynı derecede önem taşıyor. Bu spora ne kadar vakit, ne kadar bütçe ayırabilir, özellikle hayatınızda ne kadar yer verebilirsiniz? Bunu iyi düşünmek gerekiyor.
Hayat yaptığımız seçimlerden ibarettir. Evimdeki koltuk takımını yenilemek veya henüz işlevini yitirmemiş telefonumu her sene son versiyonuna yükseltmek yerine, yeni yerler görmeyi seçiyorum. Farklı deneyimler üzerine kurguladığım bir hayatı yaşadığımdan, bütçe konusunda her zaman önceliğim hayallerim oldu.
Kiteboard; tatillerinizde rotanızı belirleyecek, sizi hep güzel sahillere yönlendirecek, ayrıca ömür boyu yapabileceğiniz harika bir aktivite. Size spontane olmayı, kendinizi rüzgarın akışına bırakmayı öğretiyor. Spor olmasının ötesinde, zihinsel olarak da muazzam bir özgürleşme alanı tanıyor.
Stresten uzaklaşıp, yaşınız kaç olursa olsun öğrenmeye açık kalmalı ve hayatınızı yeni öğrendiğiniz şeylerle renklendirmeyi bilmelisiniz. Ben de kendimi dalgaların akışına bırakmayı öğrendim; bir nebze de olsa yavaşladım ve hayatı ağır çekimde yaşarken de keyif almaya başladım.
Eğitim şart mı?
Snowboard ve wakeboard’dan farklı olarak, profesyonel bir eğitim almadan bu sporu öğrenmeniz imkansız. Yeteneğinize bağlı olarak en az altı saat, en fazla ise on saatlik bir başlangıç eğitimi şart koşuluyor. Dışarıdan kolay gibi görünse de, hatta spora yatkınlığınız bulunsa bile, zor ve bambaşka dinamikleri olan ekstrem bir spor bu.
Şansıma, işini severek yapan deneyimli ve sabırlı harika eğitmenlerle çalıştım. Tabii ki sizin de yılmadan azimle, sabırla çaba sarf etmeniz gerekiyor. Öğrenmesi ciddi anlamda emek, zaman ve enerji istiyor. “Ben yetenekliyim, boardu ayağıma takar suda kayar giderim” şeklindeki düşüncelerinizi şimdiden rafa kaldırmanızı tavsiye ederim.
Altı saatlik eğitimin sonunda suda düz bir hatta ilerleyebiliyorsunuz. Ancak dönüşleri yapabilmek ve düşmeden rüzgâra karşı, yani “upwind” kaymayı başarmak için bol bol pratik yapmanız, bu işe en az iki haftanızı ayırmanız şart. Akrobasi hareketlerine geçmeyi düşünenler ise bir seneden önce bunun hayalini kurmasın derim. :))
İLK GÜN
Her şey karada ufak bir uçurtmayla başlıyor; yön vermeyi, ekipmanı tanımayı öğreniyorsunuz ve teorik dersler alıyorsunuz (itiraf etmeliyim ki gayet sıkıcıydı). Sonrasında denizde kayarken kullanacağınız asıl büyük uçurtmaya geçip pratik eğitime adım atıyorsunuz.
Kitesurf için temelde altı adet ekipman gerekiyor: Belimize taktığımız “harness”, su üstünde kaymamızı sağlayan “board”, uçurtmayı şişirmeye yarayan “pompa”, tüm kontrolü sağlayan ana malzeme olan “bar”, olmazsa olmazımız “güvenlik kordonu” ve tabii ki “uçurtma”
2. GÜN
Board olmadan sadece uçurtmayla, denizin içinde kendinizi rüzgârın gücüyle hareket ettirmeyi öğreniyorsunuz. Buraya kadar her şey gözüme çok kolay gelmişti. Karadaki teorik derslerin devamı niteliğindeki bu aşamada; defalarca aynı hareketleri tekrarlayarak, suya ve rüzgâra karşı uçurtmayı düşürmeden doğru pozisyonda tutmanız şart. Üstelik suda metrelerce sürüklenerek bunları başarmak durumundasınız.
Gün sonunda dizlerim soyulmuş, kollarım ve boynum tamamen tutulmuştu. Akşam odama adım attığımda, üzerimi bile değiştirmeye fırsat bulamadan yatağa sızıp kaldığımı hatırlıyorum.

3. GÜN
Evet, geldik gerçekten en çok zorlandığım, litrelerce deniz suyu yutup defalarca suya çakıldığım o bölüme… Sert düşüşlerde canımın fazlasıyla yandığı, “water start” aşamasındayım artık. Suyun içindeyken board’u ayağınıza takıp, dengede durarak ayağa kalkmanız ve aynı anda uçurtmaya yön vermeniz gerekiyor. Abartmıyorum; defalarca düşüp kalktım, inanılmaz bir efor sarf ettim. Kendimi sıkmaktan ve çabalamaktan gün sonunda bedenen bitkin düşsem de, zihnen muazzam bir dinginliğe ulaştım. Salgılanan serotonin sayesinde kendimi inanılmaz mutlu hissediyordum.
4. GÜN
“Barı bırak, barı bırakkk!” :)) Bugün tamamen böyle geçti… Hocamın ağzından gün boyunca defalarca duyduğum bu cümle, adımla da birleşince tam bir ironi oluşturdu. Kulaklarımda hep aynı döngü çınladı: “Harikaaa, barı bırak, barı bıraaak, harikaaa…”
5. GÜN
Suyun üzerinde yaklaşık 200 metre kadar düşmeden ilerlemeyi başarıyorum artık. Henüz dönüşlerde kusursuz sayılmam ama zamanla, bolca pratik yaparak bunun da üstesinden geleceğime inancım tam. Son derste atlattığım ufak çaplı kaza sebebiyle eğitime kısa bir süre ara vermek durumunda kaldım. Yine de geldiğim bu noktada vazgeçmeye hiç niyetim yok. Hocama bakılırsa işin en zor kısmını geride bıraktım; bundan sonra sadece kilometre yaparak bir üst seviyeye çıkmaya hazırım.
FROM ZERO TO HERO” Bu tabiri ilk duyduğumda anlamını bilmiyordum. Meğer eğitim sonunda, hiçbir deneyimi olmadığı halde çok isteyip başaran öğrencilere bu unvan veriliyormuş. Eğer yeterince isterseniz, hayatta üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir engel yoktur. Ruhunuzun arzuladığı şeylerin peşinden gidin. “Keşke ben de yapabilsem, gidebilsem” diyerek keşkelerin arkasına saklanmayı bırakın; “Ben de yapabilirim, neden olmasın?” diyerek ilk adımı atın.
Nerede kaldım?
Konaklama için bölgede pek çok seçenek mevcut: Akçapınar köyü içinde butik oteller, apartlar, günlük kiralayabileceğiniz bahçeli köy evleri, süit oteller… Sağ olsunlar, konuyla ilgili arkadaşlarım ve hocalarım çeşitli alternatifler sundu. Tüm bilgileri detaylıca değerlendirdim ve sonuçta “KITE BEACH OTEL”de karar kıldım.
Oda-kahvaltı konsepti, güler yüzlü personeli ve temizliğinin yanı sıra, sörf okuluma yürüme mesafesinde bulunması seçim yapmamı fazlasıyla kolaylaştırdı. Üstelik bu otelde konakladığınızda, sörf okullarının yer aldığı plaja ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz. Normal şartlarda plajın günlük 600 TL giriş ücreti olduğunu düşünürsek, bu durum bütçe açısından harika bir avantaj sağlıyor.
Neden Akyaka ?
Türkiye’de kite yapabileceğiniz pek çok spot mevcut; ancak Akyaka’da rüzgâr gerçekten muazzam esiyor, üstelik etrafında harika plajlar var. Burası dünya üzerinde uçurtma sörfü yapılabilecek ilk üç merkez arasında gösteriliyor. Akyaka’nın rüzgâr istatistikleri üst seviyede ; suyu sığ olduğundan boardu kontrol etmek de bir hayli kolaylaşıyor.
Gökova Körfezi’nin eşsiz yapısından ötürü, körfezin dışından içeriye doğru esen düzenli rüzgârı, akıntısız denizi ve düz sahili kolay kolay bulunmayacak cinsten. Bence Akyaka’yı en iyi kılan özelliklerden bir diğeri de, buraya sadece spor yapmak ya da kafa dinlemek isteyen bilinçli bir kitlenin gelmesi; bu durum ortamın kalitesini ve enerjisini zirveye çıkaran en büyük etkenler arasında yer alıyor.
PS: Konuyla alakasız görünse de, aslında hayatta yapmak isteyip sürekli ertelediğimiz her şeyle yakından bağlantılı; Piraye’nin Seyir kitabından bir alıntı:
“Yaşamım benim o an ile nasıl birleştiğimle oluşur. İşte senin özgür iraden ‘o olanla sen ne yaşarsın’ noktasındadır. Yaşam akıp gidiyor; o yaşam anında sen ne ve kim olacaksın? O an ile sen nasıl birleşecek, ona ne katacaksın? Anda ne verecek, ne alacak ve sonuçta ne deneyimleyeceksin? İlişkilere çok anlam yüklemek yersiz; insan kendisiyle olan ilişkisini düzeltmeden yol alamaz, ilerleyemez. Dışarıdan alacaklarınla doyurmaya çalışma içindeki açlığı. Önce kendinle bir olacaksın. ‘Ben bunu istemiyorum, bunu kaldıramam, buna dayanamam’ diye direnirsen, o şeyin geçip gitmesine olanak tanıyamazsın. Sen direndikçe yapışır kalır ve seni dize getirir. Geçip gidemeyen enerji seni içten içe tüketir. İnsan öyle bir canlı ki, ne olmak istiyorsa ona dönüşebilendir. Hiçbir canlıda bulunmayan; dileğini olabilme ve onu yaşayabilme, yani seçim hakkı vardır onda. Özgür irade, deneyimi seçmektir…”