(Hipergerçeklik) Gerçek ile simülasyonun birbirine karıştığı, artık ”gerçek” olarak gördüğümüz şeylerin çoğunun aslında birer taklit , kopya olduğu durumu ifade ediyor. Yani insanların gerçek deneyim yerine, kurgulanmış, ‘gerçek gibi görünen’‘ şeylerle yaşaması. İnsanlar olmak istedikleri insanın resmini çiziyorlar, ortaya çıkan resim o kişiyle alakasız oluyor genelde. Kendisini önemli, vazgeçilmez gibi hissetmesine hizmet eden enteresan bir illüzyon çağındayız. Bundan geri dönüş de yok; orayı gerçek sanıyor ve aşırı inanıyoruz..
Artık İnstagram yeni CV; Profili cool gözükmeyeni , az takipçili hesapları kimse ciddiye almıyor. İnsanlar artık kendisini anlatmıyor pazarlıyor. Değer ölçütü beğeni kadar yüzeysel. Gerçekte kim olduğunuz değil, nasıl göründüğünüz konuşuluyor. Gerçeklik yerini ”imaja” bıraktı. Belki de bu çağın en büyük trajedisi, kendimiz olmaktan çok başkalarının görmek isteyeceği kişi olmaya çalışmak. Filtrelerle yansıtmak istediği hatta aynada görmek istediği , hayal versiyonunu sergilemek.
Başta masum bir güzelleştirme aracıydı; biraz renk, biraz ışık ekliyorduk, sonra fark etmeden o ışığın içinde kaybettik kendimizi. Filtreler artık güzelleştirmiyor, gerçeği değiştiriyor. Kimliğimizi, yaşımızı, bizi anlamlandıran çizgilerimizi … En tehlikeli tarafı sahte olanın doğal sanılması. İnsanlar artık aynada gerçek yüzlerine bile tahammül edemiyor, gerçek yüzleri ile yüzleşmek tedirgin ediyor.
Hayatında hiçbir şey üretmemiş biri Ajda Pekkan’ın postunun altına” bırak artık sahneyi , köşene çekil yaşlandın ” yazabiliyor. Öfkeyle mesaj atan kişilerin, değersizlik hissinin boyutlarını da görüyoruz. Birinin sevdiği, önemsediği, değer verdiği biri için kötü yorum yapmamaya özen göstersek mesela.. Belki iyi geliyor ona, bizim göremediğimiz bir şeyi görmüştür. Neden kendi doğrularınızı başkalarına empoze etmeye çalışıyorsunuz ki ?
Jean Baudrillard Tezi:
Baudrillard’ın en çarpıcı iddiası, günümüzde çoğu şeyin simülasyon haline geldiği ve gerçeklik kavramının artık anlamını yitirdiğidir: “Artık gerçek yok, sadece simülasyon var. Modern insanın temel motivasyonunu şöyle tarif ediyor: ”Var olmak için görünmek zorundasIn.”
Onun yaşadığı dönem sosyal medya çağı bile değildi düşünün; ama bugünü birebir tarif ediyor:
- Gerçek aşklar yerine ekran aşkları,
- Gerçek ilişkiler yerine iletişim performansları,
- Gerçek bedenler yerine dijital bedenler,
- Gerçek başarılar yerine gösteriş ekonomisi.
Baudrillard, 70lerin sonu ve 80lerin başında bu kavramı geliştirmiş. En bilinen kitabı “Simulacra and Simulation”, 1981’de yayımlanıyor.
Yani; internet yok, sosyal medya yok, akıllı telefon yok, filtreler yok…
Ama o dönem televizyon, reklamcılık, Hollywood tüketim kültürü ve kitle iletişim araçları yükselişte. O da tam olarak buradan yola çıkarak bu tezi oluşturuyor. Uf, nasıl bir önsezi, nasıl bir bakış açısı, ne tür bir zeka! Gerçekten inanılmaz… Baudrillard tüm bunları yaklaşık 50 yıl önce görmüş.
BİRAZ İDDİALI OLACAK AMA ;
Ben de diyorum ki, insan doğası daima denge arar. Aşırı simülasyon bir süre sonra bıkkınlık yaratacak. En güncel kanıtı: Dijital detoksa başladık, çevremdeki birçok insanda da bunu gözlemliyorum. Gençler özellikle filtre kullanmayı bırakıyor, “no-edit” akımını başlattılar. Hesaplarını gizliyor, az paylaşım yapıyor, takip ettikleri hesapları kategorize edip boş olanları eliyorlar. Özellikle de yakın çevreleriyle (akraba ve çekirdek aile gibi) artık tamamen çevrim dışı (offline) iletişim kurmayı seçiyorlar…
Hayatlarında bir anlamda minimalizm ve sadelik akımı başlattılar. Psikolojide önemli bir kural vardır: “İnsan beyni sahteye uzun süre dayanamaz.” Bugün geldiğimiz noktada bu yapaylığın bedeli; depresyon, yalnızlık ve kimlik bunalımı olarak ödenmeye başladı bile. İnsanlar bu durumdan kurtulmak için bir noktada gerçeğe dönmek zorunda kalacaklar. Dolayısıyla bu simülasyon kalıcı olmayacak; insanoğlunun psikolojisi buna izin vermeyecek.
90larda çıkma teklifi vardı; bugün Z kuşağı, aşkı geri getirmek için X’te “çıkma teklifi geri gelsin” diye hashtag açıyor. Geçmişte biz bir “evet” için heyecanla beklerdik. Bu zamanda ise aşkı bile “trend topic” yapmadan geri getiremiyorlar. Aşkın kaderi bile algoritmanın insafına kalmış. Tezimin arkasındayım: “Tarih tekerrürden ibarettir.” Geçmiş biçim değiştirip bir şekilde bugüne geri dönecek.
*** Kendimizden habersiz kalıyorsak bunun nedeni, kendimizi tanımanın acı verici oluşu ve yanılsamanın zevkini tercih etmemizdir.
PS: Hiç kimse tamamen iyi, yüce, ahlaklı ve dindar değildir. Hiç kimse hiçbir şekilde kendini gösterdiği kişi değildir. Bunlar insanın sadece dış kimliğidir. İnsanın bir de iç kimliği var. İnsanla dış kimliği ile tanışır, onu iç yüzü ile tanırsınız.
When I had all the answer the questions changed
Maceralı seyahat yık mu bu aralar?
Var:)
Çağın görünürlük takıntısı, özellikle ilişkilerin algoritmaya devredilmesi tespiti oldukça yerinde olmuş . Gerçekten de her şeyin bu kadar filtreden, linkten , hashtag’den geçtiği bir dönemdeyiz. insanın en çok kaybettiği şey yine kendisi oluyor ne yazı ki. Sonuna kadar katılıyor, tezini destekliyorum..
Yahu bilgidiniz pijamayla gecelikle ekran karşısına çıkıyorlar. Ben kargocu gelince bile kapıyı tam açamıyorum elimi uzatıp alıyorum. Binlerce kişinin karşısında pijama alışverişim diyip giyiniyorlar sıyırmışlar iyice kafayı
Iyi de herkes bunu söylüyor ama kimse çözüm sunmuyor. İnsanoğlu kendine bile hakim olamıyor artık. Her şey çok sıkıcı oldu.
Kendi dünyanız yoksa, bu dünya kesinlikle can sıkıcı
Söylediklerinizin çoğuna katılıyorum ama sosyal medyayı tamamen illüzyon gibi anlatmanız bana tek taraflı geldi. Herkes sahte değil bence; bazıları gerçekten paylaşarak iyileşiyor. Sorun sosyal medyada mı, yoksa bizim beklentilerimizde mi?
Bilgi veren , eğlendiren , ufkumuzu açan paylaşımlar var. Abartıya kaçan , gerçekliği performansa çevirenler de . Geçmişin samimiyetini özlüyoruz. Yazımın vurgusu tam olarak buydu. Gerçek ile sunulan arasında büyük boşluklar oluşuyor, herkes kendi hikayesinin en parlak halini sunuyor, insanlar bunlarla rekabet etmeye çalışıyor. Tam ifade edemedim belki de..
Çok güzel ifade etmişsiniz, ben de kendi perspektifimi paylaştım.
Çıkma teklifi:,
eskiden böyle bir şey vardı yaa, bence insan ilişkilerinin en güzel olduğu zamanlardı.
İnsanların artık nasıl sohbet edeceklerini bilmediklerini görüyorum. Herkes son Instagram fotoğrafının kaç beğeni alacağıyla o kadar meşgul ki, gerçek hayatta iletişim kurmak neredeyse imkânsız hale geldi.
Bence de bu böyle devam edemeyecek. Eninde sonunda insanlık için bir kırılma noktası olacak. Dijital olan bir şey gerçek mi, Yz ünümü mü ayırt edilemediği için pek hükmü kalmayacak. Doğru bilgiye ulaşmak zorlaşacak. Bunun çözümü mühendislik de gelişecek , içeriğin gerçek olup olmadığını anlayacak mekanizmalar da aynı oranda geliştirilecek.
Nokia ekraninda 1 yeni mesaj uyarısnın verdiği heyecan, off ya Harika,.. O mesajı açmak için ekranla bakışırdık, kıyamazdık açmaya, muhteşem yıllardı, en güzel kuşaktıık biz, o son kontör bitmesin isterdik.
Tekamül gereği, mantıken de insan bilincinin teknolojik ve bilişsel gelişmelerle birlikte ilerlemesi beklenir. Ancak günümüzde insanlar, temel ihtiyaçları ve sürekli bilgi akışıyla fazlasıyla meşgul olduğu için zihinsel aydınlanmaya yönelmiyor. Bu nedenle bana göre, teknolojinin sunduğu olanaklara rağmen aydınlanan bireylerden çok, dikkat dağınıklığı ve karanlığa gömülmüş bilinçlerin sayısı artacak gibi görünüyor.”
E dualite işte..
Ama yine de bu kadar, karamsar olmasak mı?
Yıllar önce bir seminere katılmıştım. Yabancı bir ”Professor of Philosophy” , demişti ki,
sabah birini görünce ,nasılsın diye sorarız. Bilmediğimiz bir şeyi öğrenip bir boşluğu doldururuz. Aslında bütün hayat, bir çeşit ”fill-in the blanks” etkinliğidir..